+
Sıvı Organikler ve Özellikleri

Sağlıklı yaşamın ilk şartı sağlıklı topraktır. Yıllardır topraklarımız daha fazla verim almak için bilinçsizce yapılan kimyasal gübreleme sonucu oldukça fakirleşmiş ve Topraklarımızın dengesi bozulmuştur. Üstelik oldukça pahalı olan kimyasal gübreler suda kolayca çözülemediği için bitkiler tarafından tamamen alınamamakta ve kısa sürede topraktan taşınarak yeraltı ve yerüstü kaynaklarına karışıp insan sağlığını tehdit etmektedir. Topraklarımıza ve doğaya zarar vermek; kendimize, sevdiklerimize, ülkemize ve en önemlisi geleceğimize zarar vermektir. Sağlıklı toprağın ilk şartı organik gübrelemedir. Organik gübrelemenin amacı; Topraklarımız ve su kaynaklarımız ile havayı kirletmemek, çevre, bitki, hayvan ve insan sağlığını korumak, bitkinin ihtiyacı olan besin maddelerini yapısını bozmadan toprağa kazandırmaktır. Bitkilerin topraktaki besin elementlerini alabilmesi için toprakta yeterli miktarda organik madde bulunması gereklidir.

• Sıvı organik gübreler toprağa organik madde sağlama bakımından zengin içeriğe sahip materyallerdir.

• Sıvı organikler bitkisel atıklardan sentezlenen ürünler olduğu için toprakta çalışma ve bitkiye fayda bakımından daha üst derecede olan materyallerdir.

• Toprak yapısını düzenlerler ve biyolojik aktiviteyi artırırlar.

• Toprak tuzluluğunun bitkiye olan negatif etkisini nötralize ederler.

• Toprak ta kaymak tabakası oluşumunu engellerler.

• Soğuk kış dönemlerinde uygulandığında yavaşlamış kök aktivitesini hızlandırarak bitkini besin elementlerini alımını kolaylaştırırlar.

• Meyve kalitesini ve tonajını artırırlar.

• Bitkileri dona kurağa ve sterse karşı dolaylı da olsa korurlar.

Alkali ortamda (yüksek pH’da) kolayca çözülebilen, fakat suda yavaşca çözünüp asit ortamında (düşük pH’ da) çözünmeyen, koyu kahverenkli- gri- siyah organik maddelerdir.

“Humus” kelimesi Romalılar zamanına kadar gitmektedir. Romalılar humus kelimesini tamamı ile toprağı ifade etmek için kullanmışlardı. Bu ifade daha sonraları toprağın organik maddesine, komposto ve organik maddenin değişik kısımlarına uygulandı.İlk olarak “humusu” çürümüş organik madde bağlamında 1761 ‘de Wallerius tarif etmişti. Sıkça belirtilen düşünce humusun toprakta veya kompostta bitki kaynaklı hümikleşme işlemi ile üretilen kompleks bir yapıya sahip olması idi.Liebig humusu şöyle tarif etti: “alkali ortamda kolayca çözünebilen, fakat suda yavaşca çözünebilen, alkalilerin veya asitlerin aksiyonu ile bitkilerin bozulması boyunca üretilen kahve renkli bir madde”. Toprağın oluşumu ana kaya üzerindeki organik maddelerin farklı formlarının hareketi ile yakından alakalıdır. Biojeokimyanın öncüleri mikroorganizmaların demir, kükürt, silis, fosfor ve diğer elementlerin doğal dönüşümünü sağlayan katılımcının mikroorganizmalar olduğunu birçok araştırmalarında göstermişlerdir. Verimli toprağın üretiminde mineralizasyon boyunca gerekli bitki besin maddelerinin ortaya çıkmasını sağlayan kaynak olarak organik maddeler hem doğrudan olmayan önemli rol oynarlar. Bitki için besin kaynağı olarak oldukça önemli faktörünün yanı sıra, organik maddeler toprağın fiziksel özelliği (su tutma kapasitesi gibi) üzerinde temel bir etkiye sahiptir. Ayrıca organik maddeler iyon değişim kapasitesi ve tamponlama özelliği gibi fiziko-kimyasal özellikleri büyük oranda belirlemektedir. Bu özellikler, sadece bitki besin maddelerinin bitki tarafından alınması ve toprakta tutunmasını sağlamakta kalmaz, toprak tuzlanmasının (asiditesinin) olumsuz etkilerinden de korur. Hümik asiti bol olan küçük miktarda organik maddenin bitki gelişiminde ve büyümesinde olumlu, net bir etkiye sahip olduğu kati delillerle ortaya konmuştur. Bu işlemin tamamı ile anlaşılması için daha çok araştırmaya ihtiyaç vardır. Jenkinson ve Tinley farklı kaynaklardan elde edilen ligno-proteinlerin çok farklı kızıl ötesi tayfa sahip olduklarını göstermiştir.Makstmow ve Liwski hümik gübrelerin hazırlanma metodlarına göre bitki tepkilerinin farklı olduğunu bulmuşlardır. Ekstraksiyonun metodu ve kaynağı hümik asitlerin toprak verimlilik potansiyeline karar vermede özellikle önemlidir. Leonardite (linyit kömürünün okside edilmiş formu) kimyası üzerine yapılan son çalışmalar hümik asitin karışım tuzlarının temelde bileşimi olduğunu ortaya çıkarmıştır. Hümik asitler kolloidal maddelerdir ve kil gibi hareket etmektedirler. Hümik molekülünün katyon değişim siteleri hidrojen iyonu ile doldurulduğu zaman oluşan madde asit olarak düşünülmektedir. Fakat bunun pH üzerinde büyük bir etkisi yoktur. Zira bu asit suda çözünmemektedir. Katyon değişim siteleri hidrojen haricinde herhangi bir katyon ile doldurulursa bu madde “humat” olarak tarif edilmektedir. Monovalent alkali metallerin humatları suda çözünmektedirler. Fakat multivalent metal humatları suda çözünmemektedirler. Maddelerin çözünürlülügü üzerine hümik asitlerin etkisi ve onların kil tarafından absorbe edilmesinin dışında farklı katyonlar hümik molekülleri üzerine az bir etkiye sahiptir. Hümik maddeler gerekli besin maddelerinin bitkiye geçişini sağlamaktadırlar. P2 O5 içeriğinin fazlaca bulunduğu ortamlarda meydana gelen kloroz problemini hümik asitlerin demiri bitkinin alacağı forma getirmesi ile çözdüğünü DeKock 1955’ de göstermiştir. İz elementlerin bitki tarafından ihtiyacının karşılanmasında hümik asitlerle şelat yapan bileşikleri toprakta çözünmezler, oldukça kararsızdırlar ve özellikle kalsiyumu yüksek (kireçli) topraklarda bitki alımı zordur.Humatlı bileşikler demiri şelatlı kompleksler içine dahil etmektedir. Bu durumda iken bitki demiri halen çözünmez formda almaktadır. Fakat reaksiyon sonucu oluşan bileşik organik madde tarafından komplekslenmektedir. Şelatlama maddeleri organik madde ile fosfat arasındaki demir-alüminyum bağlarını kırabilmektedir.Sonuçta fosfat iyonu serbest kalmaktadır. Humatların toprağa ilavesi bu işlemin hızını yükseltmekte ve fosfatın bitkilerce alınmasını artırmaktadır. Hümik maddelerle auxin tipi reaksiyonların varlığı üzerine birçok makale yazılmıştır.Hümik asilerin tohumun çimlenme kapasitesini artırdığını ve bitkilerin vitamin içeriğini çoğalttığını bildirmişlerdir.Humatlar bitkinin hem kök sistemini hemde üst aksamını uyarmaktadırlar. Özellikle bunların etkisi kök sisteminde öne çıkmaktadır. Kök gelişimindeki ilerleme bitkinin veriminin artmasındaki en önemli etmendir.Ilieske hümik asit ve türevlerinin bitki zarının geçirgenliğini arttırdığını, bunun da bitkinin besin elementlerini almasının kolaylaştırdığını tesbit etmiştir.Birçok araştırmacı mikroorganizmaların değişik gruplarının gelişmesinde hümik maddelerin olumlu etkilerini gözlemlemişlerdir. Bu araştırmacılar bu etkiyi hümik asitlerde demirin bulunmasına veya onların kollaidal doğasına veyahut da hümik asitlerin organik katalist gibi hareket etmesine yüklemişlerdir. Küçük miktarlardaki hümik asitler bitkiyi hassas hale getirmede, plasmanın geçirgenliğini artırmada ve bitkilerce besin elementlerinin alımının hızlanmasında aktif hareket ederler. Büyük orandaki hümik asitler ise elverişli demir kaynağıdırlar. Khristeva vejetasyonun erken safhalarında bitkiye geçen hümik asitlerin polifenol kaynağı olduğunu ve bunun da solunum katalisti vazifesi yaptığını tesbit etmiştir. Bu bitkinin yaşama aktivetisini arttırmasına neden olmaktadır: örneğin ; enzim sistemleri yoğunlaşmakta, hücre bölünmesi hızlanmakta, kök sistemleri büyük gelişim göstermekte ve kuru madde verimini çoğaltmaktadır.

Pestisitler (tarım ilaçları) toprak hümik asitleri ile reaksiyona girmekte ve kompleks reaksiyonlar oluşmaktadır. Bazı pestisitler hümik asitlerle hareketsiz hale gelmekte ve pratikte çevre bakımından yok olmaktadır.Bu durumlarda hümik maddeler organik maddece zayıf kumlu topraklarda fazla pestisitleri etkili bir şekilde bertaraf etmektedirler.Hümik asitlerle pestisitler arasındaki en çok bilinen reaksiyon adsorpsiyondur.Bu reaksiyon pestisitin kimyasal yapısına bağlı bir hızda toprağa bırakılması ile gerçekleşmektedir. Pestisitin yok olması kısmen toprağa bırakılma oranı ile belirlenecektir. Hümik maddeler bu durumlurda topraktaki pestisit konsantrasyonunu kontrol etmek için ve çevreye yapacağı zehirleyici etkisinden sakınmak için kullanılabilmektedir Başka bir konu ise hümik asitlerin pestisitleri taşıması olayıdır.Pestisitlerin bazı grupları humatlarla kompleks oluşturmaktadır. Bunun da daha sonra bitki kökleri tarafından alınmasının kolaylaştığı tespit edilmiştir. Hümikli gübrelerin hazırlanması ve uygulanmasındaki metodlar hakkında birçok araştırmaya ihtiyaç vardır.Teorik verilerden meydana gelen genel prensipler şunlardır: bitki üzerinde uyarıcı etki yapan kuinoid maddelerin bulunması ve bitkiye geçmesini kolaylaştıran yayıcı özelliğinin etkili olması. Küçük miktarlardaki hümikli gübreler temel gübre olarak düşünülemez.Sadece bu gübrelerin makro element olan azot, fosfor ve potasyumun alımında uyarıcı etkisi bulunmaktadır.

Organik maddelerin gübre veya toprak düzenleyicisi olarak kullanımında büyüyen bir ilgi mevcuttur.Bu şunlarla alakalandırılabilir:

1) Kimyasal gübre kullanımındaki azalma,

2) Kimyasal gübrelerin çevreye zarar vermeleri

3) Enerji tasrrufuna duyulan ihtiyaç.

Hümik maddeler konusunda yaşanan önemli problemlerden biri kesin bir tanıma sahip olmayışıdır. Terminoloji tutarsız biçimde kullanılmaktadır.’ Humus ‘ kelimesi bazı toprak bilimcileri tarafından ‘toprak organik maddesi’ şeklinde eşanlamlı olarak kullanılmaktadır. bu anlam topraktaki hümik maddeleri içeren tüm organik maddeleri kapsamaktadır. Bazılarına göre ise humus kelimesi sadece hümik maddeleri göstermektedir. Toprak organik maddesi kavramı genillikle topraktaki organik içeriği belirtmede kullanılmaktadır. Toprak organik maddesinin dağılımı yanda görülen şekildeki gibi yazılabilmektedir.

Özetle hümik asitler şu özelliklere sahiptir:

1. Fiziksel olarak.

a. Topragın su tutma kapasitesini artırır.

b. Toprağın havalanmasını sağlar.

c. Toprağın işlenebilirliğini artırır.

d. Kuraklığa karşı mukavemet sağlar.

e. Toprağı kırıntılı yapar.

f. Toprak erozyonunu azaltır.

2. Kimyasal olarak.

a. Suda çözülebilen inorganik gübreleri kök bölgesinde tutar ve onları bitkilere ihtiyaç duyulduğu zaman serbest bırakır.

b. Bitki besin elementlerini bitkilerin alabileceği formda geçirir.

c. Yüksek iyon değişim kapasitesine sahiptir.

d. Kayaların ve minerallerin bozulmasında katkı sağlar.

e. Toprağın tamponlama (pH dengesini ) artırır.

f. Alkali şartlarda iyonlarını şelatlar.

g. Bitki gelişimi için gerekli olan hem organik hem de inorganik maddece zengindir.

3. Biyolojik Olarak.

a. Hücre bölünmesini ivvmelendirerek bitki gelişimini hızlandırır.

b. Kök sistemindeki gelişim oranını ve kuru madde verimini artırır.

c. Tohumun çimlenmesini hızlandırır.

d. Bitkilerin vitaman içeğini çoğaltır.

e. Bitki zarlarının geçirgenliğini artırır; bitki besin elementlerinin yapraktan alımını kolaylaştırır.

f. Kök gelişimini özellikle boylamasına sağlar.

g. Kökün hava almaını sağlar.

h. Yosun ve mayalar gibi arzu edilen toprak mikroorganizmalarının yaşamasını ve gelişmesini sağlar.

ı. Fotosenteze yardım eder.

Hümik asit kaynakları içerisin de bilinen en verimli hümik asit kaynağı şüphesiz ki leonardit cevheridir. Leonardit cevheri milyonlarca yıl öncesinden toprak altında kalmış hayvan ve bitki kalıntılarının sıcaklık nem ve oksidasyonu sonucu oluşmuş tam kömür aşamasına gelememiş organik materyallerdir. Tarım için leonardidin önemi ise içerdiği organik asitler (hümik ve fülvik asitler ) den kaynaklanmaktadır. leonardit cevherinde yüksek oranda hümik asitler bulunur.

• Bu organik asitler tarım topraklarının ıslahında,

• Hayvan yemlerinde yem katkı maddesi olarak,

• Tıbbın çeşitli alanlarında,

• İşlenmiş halde bitkisel üretimde v.b. alanlarda kullanılmaktadır.

Yıllar süren araştırmalar da görülen o ki daha keşfedilmemiş çok yararları keşfedilmeyi beklemektedir. Leonarditin tarımda kullanımı ise ancak işlendikten sonra mümkün olabilmektedir. Yani direkt olarak madenden çıkartıldığı gibi kullanılamaz. Çıkartıldıktan sonra kırılıp elenmesi ve içerisindeki yabancı maddelerin temizlenmesi gerekir ondan sonra bir dizi fabrikasyon işlemden geçirilip ya sıvılaştırarak sıvı halde yada katı granül şekilde taban gübresi olarak kullanılabilir.

LEONARDİTİN TOPRAK VE BİTKİLERE FAYDALARI

• Toprakta bulunan ve alınamaz durumda balığı bulunan inorganik elementlerin bitki tarafından alımını kolaylaştırır.

• Bünyesinde bulunan organik karbonlar sayesinde topraktaki canlı organizmaların artışını sağlar.

• Toprakta sıkışmayı önleyerek toprakları daha kolay işlenir hale getirirler.

• Hafif bünyeli kumlu toprakların su tutma kapasitesini yükseltirler.

• Bitki besin elementlerinin yıkanıp gitmesini engellerler.

• Toprak yapısını iyileştirirler.

• Ağır toprakları kabartarak havalanmayı artırır ve kök atımını teşvik eder.

• Toprağın pH’sını düzenleyerek asidik ve bazik toprakları nötr seviyesine getirir Siyah renkli ve yapısı nedeniyle güneş enerjisinin emilmesini ve bitki besin maddelerinin, bitki tarafından alınımını sağlar.

• Güneş ışınlarını emerek ısı enerjisine çevrilmesi, mikro organizma faaliyetlerinin artması nedeniyle pestisid, herbisit, fungusit gibi zararlı ve zehirli maddelerden temizlenmesini sağlayarak etkisini azaltır .

FULVİK ASİTLER

• Bütün Ph, derecelerindeki (asidik veya bazik) suda veya çözeltilerde çözünebilir.

• Moleküler ağırlığı düşük olup, kısa zincir molekül yapısındadır.

• Fülvik asitlerin renkleri açık sarı - sarı kahverengidir.

• Fulvik asitler, hümik asitlere oranla çok daha aktiftirler

• Toprakta ve suda bitki için gerekli miktarda çözünerek bitkinin ihtiyacı kadar besin maddesinin kökler ve yapraklar vasıtasıyla bünyeye geçmesini sağlarlar.

• Yüksek Ph’li madensel kaynaklı hümik asitler toprakta görev yaparlar, bitki bünyesine girmezler.

• Fülvik asitler toprakta daha hızlı parçalanıp hızlı reaksiyona girerler. Hümik asitler ise daha uzun süre toprakta kalarak toprakta çalışmaya devam ederler.

Organİk gübreleme ve organik gübrenin faydaları

Hızla gelişen dünyamızda nüfusun hızlı artışıyla birlikte ortaya çıkan beslenme ihtiyacı mevcut bulunan tarım topraklarından alınan verimin artırılması ve bu aşırı hızla artan gıda ihtiyacını karşılanması gereksinimini doğurmuştur. Bunun için de mevcut tarım topraklarından birim alan da daha fazla ürün almak için insanoğlu bilim ve teknolojin yardımı ile kimyasalları geliştirmiştir. Başlangıçta birim alandan alınan ürün artmış ancak kimyasalların bilinçsizce kullanımı, bilinçsiz sulama, kimyasal gübrelerin aşırı şekilde kullanımı tarım topraklarının hızla verimsiz, çoraklaşmış ve sağlıksız hale gelmesine sebep olmuştur. Bu durumda dünya toplumları tarım alanlarının geri kazanımı, ıslah edilebilirliği ve daha sağlıklı ürünlerle beslenebilmek için organik ve süründürülebilir tarıma yönelmiştir. Süründürülebilir tarım tekniklerinde de organik gübrelerin kullanımına yönelinmiştir.

Ülkemizde ise organik gübre kullanımı genelde ibtidai koşullarda yanmış çiftlik gübreleri ile karşılanmaktadır. Bu yöntemle elde edilmiş organik gübrelerin besin değerleri acısından zayıf, hastalık ve zararlı barındırma açısından zengin olduğu bilinmektedir.

Türkiye topraklarının organik maddece zayıf topraklar olduğu bilinen bir gerçektir. Bütün bu faktörler göz önüne alındığında topraklarımıza iyi ihtimar edilmiş, tam kompostlanmış, hastalık ve zararlılardan arındırılmış, asit ve tuzu indirgemiş fabrikasyon organik gübrelerin kullanımı sağlanmalıdır. Bu tip organik gübreler uygulama kolaylığı zaman ve işçilikten tasarruf gibi ekstra faydaları olan ürünlerdir.

Organik gübrelerin faydaları

• Toprakların su tutma ve havalanma özelliklerini artırarak bitki gelişimine faydalı olurlar.

• Toprakların gevşek bir yapıya sahip olmasını sağlayarak işlenebilirliğini artırırlar.

• Toprak tanelerinin kümeleşmesine yardımcı olarak erozyon tehlikesini azaltırlar.

• Toprak yüzeyinde kabuk tabakasının oluşumunu azaltarak suyun girişini kolaylaştırırlar.

• Kimyevi gübre kullanımını % 50 – 60 azaltırlar.

• Tuzlu toprakları ıslah ederek tuzluluğu giderirler.

• Toprak mikro organizmalarına karbon ve enerji kaynağı sağlayarak yararlı mikroorganizmaların artmasını sağlarlar.

• Bünyelerinde bulunan besin elementleri (azot, fosfor, potasyum, kalsiyum v.b.) bitkiler tarafından alına bilir formlardadır.

• Tarım ilaçları, kimyasal gübreler ve birçok kirleticinin olumsuz etkilerini azaltırlar.

• Yüksek (KDK) katyon değişim kapasitesi sayesinde toprakta bulunan bitki besin elementlerini toprakta tutunmasını ve kaybolup gitmesini engellerler.

• Faydalı toprak canlıların artışına olanak sağlayacak ortamı oluşturarak, toprağın yaşayan bir organizma olarak kalmasını sağlarlar.


Potasyum fotosentez sonucu yapraktan üretilen şekerlerin depo organlarına (meyve, yumru) taşınmasından sorumlu bitki besin elementidir. Yeterli miktarda potasyum ile beslenen bitkilerin meyveleri yüksek şeker içeriği sebebiyle daha lezzetli, daha dolgun, daha sulu ve daha iri olur. Bitkisel üretimin her safhasında bitkilerin sağlıklı büyüme ve sağlıklı gelişme göstermeleri için potasyum beslenmesine ihtiyaçları vardır. Potasyum bitki dikim/ekiminden itibaren bitkilere artan dozlarda sürekli olarak uygulanmalıdır. Bitkiler potasyuma en çok meyve tutumu-gelişme döneminden itibaren ihtiyaç duyarlar. Bitkilere düzenli ve yeterli miktarlarda uygulanan potasyum ile verim artar, kalite unsurları iyileşir ve ürünün pazarda raf ömrü arttırılır.

Potasyumlu gübrelerin eksikliğinde ortaya çıkan arazlar

Potasyum eksikliği özellikle genç bitkilerde kendini gösterir. Potasyum bitkilerin su ve besin elementi alımında önemli rol oynar. Topraktan yeterli potasyumu alamayan bitkilerde yeterli su alıp depolama (turgor) hadisesi görülmez. Bu nedenle de yapraklar pörsür, aşağı doğru sarkar ve kenarları önce açık yeşil daha sonra kahverengi bir renk alarak ölü dokular meydana gelir.Bitki dona ve mantari hastalıklara karşı hassas olur. Potas eksikliği hat safhada ise bitkide yaprak kavrulması ve kahverengi yaprak lekeleri meydana gelir.